top of page

"BEN OLMAZSAM YÜRÜMÜYOR” YANILGISI: Ebeveynlikte Aşırı Yüklenme ve Kontrol İhtiyacının Psikolojik Temelleri

  • Yazarın fotoğrafı: Dilek Şirvanlı Özen
    Dilek Şirvanlı Özen
  • 15 Ara 2025
  • 2 dakikada okunur

Ebeveynlikte aşırı yüklenme çoğu zaman fark edilmeyen bir düzenleme biçimidir. Yetişkin, belirsizliğin yarattığı kaygıyı azaltmak için çocuğun gelişim alanlarına daha fazla müdahil olur; böylece destek ile kontrol arasındaki çizgi görünmezleşir. Oysa gelişimsel açıdan kritik olan, çocuğun kendi işlevlerini deneyimleyebileceği sınırlı ama güvenli alanın korunmasıdır.


Ebeveynlik çoğu zaman fark edilmeyen, sınırları belirsiz bir süreç olarak işler. Günlük yaşamın ritmi içinde sorumluluklar artar, beklentiler yoğunlaşır ve birçok ebeveyn kendisini şu cümlenin içine yerleşmiş bulur: “Ben olmazsam yürümüyor.” Bu ifade, ebeveynin hem işlevsel hem de duygusal yükünü tarif eder; bir yandan yeterlik hissi sağlar, diğer yandan tükenmişliği besleyen bir bilişsel çarpıtmayı yansıtır.

Aşırı yüklenme hali çoğu ebeveynde sevgi ve sorumlulukla karıştırıldığı için kolayca görünmez olur. Ev içi düzeni sağlamak, çocuğun sorumluluklarını hatırlatmak, duygusal düzenlemesine aracılık etmek, krizleri yönetmek ve çatışmalara sürekli aracılık etmek gibi davranışlar zamanla otomatikleşir. Ancak bu davranışların önemli bir kısmının kökeninde, literatürde ebeveynlikte kontrol motivasyonu, kaygı temelli aşırı koruyuculuk veya bağlanma temelli kaybetme/zarar görme korkusu olarak adlandırılan duygu kümeleri yer alır. Ebeveyn çoğu zaman kendi kaygısını fark edemeden çocuğun işlevlerini üzerine alır ve süreç giderek yapısal bir bağımlılığa dönüşür.

Gelişim psikolojisi açısından bakıldığında, çocukların öz düzenleme, karar verme, problem çözme ve sorumluluk üstlenme gibi temel yürütücü işlevleri; ebeveynin bıraktığı tolere edilebilir belirsizlik alanlarında gelişir. Ancak bu alan ebeveyn için “boşluk” olarak deneyimlenir. Boşluk ise yetişkin zihninde çoğunlukla kontrol kaybı ve tehdit algısıyla ilişkilidir. Dolayısıyla ebeveyn, kendi rahatlayamadığı bu alanı çocuğun gelişiminden daha fazla düzenleme ihtiyacı üzerinden kapatır.

Oysa gelişimsel araştırmalar, çocuğun çevresindeki yetişkinlerin aşırı müdahalesinden ziyade ölçülü geri çekilme ve güvenli gözlem pratikleriyle desteklendiğinde daha sağlıklı bir özerklik geliştirdiğini göstermektedir. Ebeveynliğin önemli bileşenlerinden biri, çocuğun yapabileceği görevleri ebeveynin üstlenmemesi; yani çocuğa işlevsel bir alan tanınmasıdır. Bu bağlamda geri çekilme, pasiflik değil, çocuğun kapasitesinin tanınması ve desteklenmesi anlamına gelir.
Bu nedenle ebeveynin kendisine yönelteceği basit ama etkili bir soru kritik bir başlangıç noktası olabilir:

“Bugün çocuğumun kendi başına üstlenmesine izin verebileceğim görev veya deneyim nedir?”

Bu izin, çocuğun kendi yetkinliğini deneyimlemesine; ebeveynin ise yükünü yeniden düzenlemesine olanak tanır. Uzun vadede bu tür mikro pratikler hem çocuğun öz yeterlik algısını güçlendirir hem de ebeveynin tükenmişlik riskini azaltır.

Ebeveynlik, bir rekabet ya da performans alanı değil; gelişimsel olarak ortak bir yolculuktur. Bu yolculukta kimi zaman önden gitmek, kimi zaman arkadan izlemek, kimi zaman ise yalnızca eşlik etmek gerekir. Ebeveynin görevi çocuğun yaşamını taşımak değil, onun kendi yaşamını taşıyabilecek kapasiteyi geliştirmesine aracılık etmektir.

Dolayısıyla geri çekilmek, sınır koymak, gözlem yapmak ya da beklemek; gelişimsel olarak işlevsel ve ilişkisel olarak güven verici bakım biçimleridir. Ve çoğu zaman çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, ebeveynin onun kendi gücünü deneyimlemesine alan açabilmesidir.
 
 

Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen

Psikolog, Akademisyen, Ebeveyn Danışmanı, Çift ve Aile Danışmanı

İstanbul / Türkiye

 

Eğitimlerden ve blog yazılarından haberdar olmak için abone olabilirsiniz.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz!

  • LinkedIn
  • X
  • Instagram
bottom of page